Friday, October 11, 2013

KAKAOLU KEK





kakaolu kek 1
 

              Beş çayları için kolayca yapabileceğiniz kakaolu kek tarifi .....

  Malzemeler:



  • kakaolu kek 2

  • 2 adet yumurta

  • 1/2 su bardağı süt

  • 1/2 su bardağı sıvıyağ

  • 1 su bardağı toz şekerden 1 parmak az

  • 2 yemek kaşığı kakao

  • 1 paket vanilya

  • 1 paket kabartma tozu

  • 1 su bardağı un 



Üzeri için :1 bardak süt (piştikten sonra)

 YAPILIŞI:

Yumurta yağ ,şeker ,süt iyice çırpılır üzerine kakao vanilya ve kabartma tozu karıştırılmış un ilave edilir

kalıba dökülür 180 derecede pişirilir,

Pişen kekin üzerine eşit bir biçimde 1 bardak  süt dökülür soğumaya bırakılır.

Ölçü olarak verdiğim un sizin ölçünüzde biraz fazla biraz eksik değişebilir bu yüzden kekin kıvamı çok katı olmadan akışkan olmalı.

Thursday, October 10, 2013

ESSIE Cute as a button #73







essie cute as a button 73 1






Bir yaz rengi daha :) 






Tek kat sürdüğümde  bile göründüğü gibi müthiş duruyor..







essie cute as a button 73 2



essie cute as a button 73 3



Wednesday, October 9, 2013

Mıknatıslı kara tahta / Magnetic blackboard




Ben bu video işini sevdim galiba :) Bu defa değişik bir boya denedik. Magnetic boya. Bunun özelliği mıknatıslı şeyleri üzerinde tutabilmesi ve aynı zamanda kara tahta işlevi görmesi. Ancak ağır mıknatıslı objeleri tutmuyor. Mıknatısın da özelliği önemli sanırım. Ben buzdolabımdaki magnetlerin arasından tuttuklarını seçtim. Yine de güzel oldu :)

Bu arada bu videoda ben anlatıyorum, ingilizce alt yazı geçiyor. Birazcık da skeç yaptık içinde :) Ne kadar zormuş video karşısında konuşmak. Hele bir de rol girince işin içine hem çok güldük eğlendik hem de bazı sahneleri defalarca çektik :D Çok keyifliydi. Amatörce de olsa bence çıkan video da fena olmadı,siz ne dersiniz? ;) :)

Tuesday, October 8, 2013

Wonderland



wonderland 1


Pek sevdim bu fotoğrafı.  Kedi, kırmızı elbise, tren, bavul; hepsi var. Gidilecek yerler de Mordor, Wonderland, Neverland, Oz... Ofiste (sesi kendinden büyük bir hatunu duymamak için mecburen takılan) koca kulaklıklarla müzik dinleyip hiçbir şekilde işe konsantre olamazken, üstelik günlerden de cumayken böyle fotoğraflar daha bir şahane geliyor insana.

Yeni yolculukları beklemek, yollara düşmek... güzel şey. Evet.

Sunday, October 6, 2013

4/4 LÜK




  • BabaSayfa

  • Çizimler

    • Genel

    • Karikatür

    • Çizgilerle Hayatım



  • Ivır Zıvır

    • Film Yazıları

    • Oyun Yazıları

    • Üye Hediyeleri

    • Hediye Çizim İste

    • Hakkımda



  • Sosyal Medya

    • Facebook

    • Twitter

    • Google +

    • Bloglovin

    • Linked In

    • Delicious

    • Pinterest

    • Netlog

    • Bloggers



  • Destek Ol

  • Ziyaretçi Defteri

  • Telif ©







4 4 luk 1






  • BabaSayfaya Dön »

  • 4/4 LÜK





4/4 LÜK




Yazan / Çizen : Abdullah Kara



4 4 luk 2
Aç bi adam değilim ben, yani öyle her şeyim olsun, her şeyim iyi olsun, hep rast gitsin gibisinden hayaller kuran ve bunları tekrarlayan biride değilimdir. Kişilik olarak ta 4/4 lük değilimdir, böyle ipne gibin, puşt gibin bişeyimdir aslında :P İşin makarası bi yana çok tutarsızım, bi bakarsın hunharca gülerim, neşe olmuştur 1.500 sonra bi bakarsın sanki sabah yatakta sarkozyle uyanmışım gibi bi surat, üzerine eşek oturmuş gibi bi ifade, pesimist ergen tripleri falan...



Bi yandan uğraşmadan bişey olmayacağını bilirim bi yandan da geri zekalı gibi hemen olsun diye hayallerini kurar, kendi kendimi strese sokar, kendi kuyruğunu ısırıp yemeye kalkan piton yılanı edalarıyla kendi kendimin götünde döner dururum.

İş hayatında abi abla falan gibisinden duygusal bağlar kurmıycam derim, henüz işin fragman kısmındayken bikaç tane abim ablam olur. Onlar beni zikler zannederim, onları umursarım falan. Sonra bi bakarım, ana! Çüklerinde bile değilim; hatta olaylar olaylar.

Çabuk sinirlenir, çabuk soğurum; bukalemun yanımda halt etmiş, hemen değişiveririm. Ortam kırmızıysa kırmızı donumu giyerim anlamında değil tabi, işinize geldiği gibi anlamayın nan münafıklar. Zaman zaman ortama ayak uydurmuş gibi görünsemde tıpkı o bukalemunun götü başı ayrı oynayan gözleri gibi kendimi kaybederim. İçten içe bi güzel hesaba alırım kendimi; sorgularımda sorgularım. O ara sen çok neşelisindir, ben ipnelik olmasın diye senden daha neşeli olurum; kahkahaya boğarım seni. Fakat ortamdan ayrıldığım an direk kabuk değiştirmeye giderim.

Yapabildiğim tek şey yazıp çizmektir, onuda adam gibi yapabilmiş değilim; blogu açalı olmuş 1 yıl ama takip eden sayısına bak :) Ben de istemezmiydim trt deki kıvırcık saçlı adam gibi resim yapmayı, bi dağ çizip orayı cenderme doldurmayı ve "belkide bu dağlarda hep cenderme vardır" demeyi ? Yok lan istemezdim sanırım; kendimden soğudum.

4/4 lük bi hayatta gözüm yok, öyle bişey de gözüm varsa na şuradan (Üsküdar) Papua yeni gineye gitmek nasip olmasın; yalanım varsa yıl başında Taksim meydanında fortlasınlar, İsviçre'nin dağlarında yetişmiş bıyıklı şişman bi kızla zorla hem imam nikahı hemde kilise de nikah kıysınlar bana. Saçma olurdu zaten, hiçbişeyin anlamı kalmazdı ki o zaman, para, aşk, huzur, sevgi hepsi bi arada olduktan bi süre sonra monotona bağlar gibi geliyo, bende ise maratona bağladı; sürekli koştur dur, bişeyler olsun diye koşturmaktan don dötüme yapıştı artık.

İstemiyorum abi 4/4 lük olmayı yada 4/4 lük bi hayata sahip olmayı, ama 4/0 lıkta istemiyorum be hocam. Kendimi de 4/0 ın pek üstünde göremiyorum çoğu zaman. Tamam 4/4 lük olmakta gözüm yokta, en azından bi 4/2 lik adam olsaydık fena olmazdı be reyiz. Hadi aşkta kaybettiysem işte kazansaydım, işte kaybettiysem aşkı bulsaydım yada hiçbiri olmadıysa kendi içimde huzurlu olsaydım ya la; yok, hiçbiri yok arkadaş. Hani huysuz teyzelerin yanındaki ufaklığa parmağıyla işaret edip "sakın şu abi gibi olma" dediği adamlar olur ya; sanırım onların familyasındanım bende. Malakus insanus...

YAZILARIN TELİF HAKKI ABDULLAH KARA'YA AİTTİR.ÇALINMASI VE KOPYALANMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNUN 81.MADDESİ İTİBARİYLE YASAKTIR !




Saturday, October 5, 2013

AYŞE KULİN - VEDA - ESİR ŞEHİRDE BİR KONAK



MERHABALAR


Sevgili Kitap Dostları; 






Sizlerle paylaşmak istediğim roman; 


Ayşe KULİN'in "VEDA - ESİR ŞEHİRDE BİR KONAK" adlı eseri. 






ayse kulin veda esir sehirde bir konak 1






ARKA KAPAK






Ayşe Kulin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde, işgal altındaki İsianbul’da bir konakta yaşananları anlatıyor bu kez. Son Maliye Nazırı ve ailesi aracılığıyla o dönemin resmini çizen Veda, çökmekte olan bir tarih ile yeni bir gelecek arayan Milliciler arasında sıkışan o dönem Osmanlı aydınının da öyküsünü dile getiriyor.







Ayşe Kulin’in her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubu ile okurlarının elinden bırakamayacakları bir kitap bu. Günümüz Türk edebiyatında neredeyse eşsiz olan, biyografik veriler ile roman tekniğini birleştirmekteki ustalığını bir kez daha sergileyen Kulin, bu kez bir İstanbul öyküsü ile bir imparatorluk tarihini birlikte ele alıyor.






ayse kulin veda esir sehirde bir konak 2






GELELİM ÖZETİMİZE...






ÖZET


İlk defa Ekim 2007’de Everest Yayınları tarafından basılan, 24 bölümden ve 390 sayfadan oluşan romanımız, İstanbul’da vakitsiz yağan bir kar manzarası ile başlar. 






“Kar, mevsimi geçtikten sonra yağdı mıydı, haşmetini kaybederdi. Uzun ve zorlu bir kışın sonunda, çiçeklerin açması beklenirken zamansız gelen kar, İstanbul’u sedef rengi masal şehre dönüştüreceğine, çamurlu yolların ve boyası aşınmış ahşap evlerin üzerinde toz şekeri serpiştirilmiş gibi eğreti duruyordu.”






Osmanlı imparatorluğunun son günlerinde, Mondros Ateşkesi’nin imzalanmasının ardından işgal altındaki İstanbul’da son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey’in sahibi olduğu Beyazıt’taki bir konakta yaşananlar anlatılmaktadır romanda.






Konakta; ailesi nesillerdir saraya sadakatle hizmet etmiş olan Ahmet Reşat Bey, eşi Behice Hanım, kızları Leman ve Suat, Ahmet Reşat Bey’i yetiştirmiş olan yaşlı teyzesi Saraylı Hanım, çocukların bakımıyla ilgilenen, uzaktan akrabaları Mehpare ve evdeki diğer görevliler yaşamaktadır.






Aynı zamanda Ahmet Reşat Bey’in izni ve haberi olmaksızın Saraylı Hanımın Sarıkamış gazisi torunu Kemal de çatı katında hasta bir biçimde yaşamaktadır. Kemal’in varlığından Ahmet Reşat’a haber verilmeme sebebi; Kemal’in önce İttihatçılarla ardından Milliciler’e katıldığı için İşgal kuvvetlerinin arananlar listesinde olmasından kaynaklanmaktadır. Arama sırasında evde bulunması Ahmet Reşat ve ailesi için tehlike arz etmektedir.






Ahmet Reşat Bey vekâleten “Maliye Nazırlığı” gibi dönemin önemli mevkilerinden birinde bulunmaktadır. Ahmet Reşat’ın gönülden bağlı olduğu memleketinin başkenti güzel İstanbul iki yıldır işgal altındadır. Ankara’daki hükümetin ise başarılı olup olamayacağı belli değildir.






Tüm bunlar olup sürerken konaktaki hayat da elbette İstanbul’un içinde bulunduğu durumdan etkilenmektedir. Ahmet Reşat’ın karısı Behice bu sıkıntılı dönemde bir taraftan kocasına destek olmaya çalışırken bir taraftan da kocasıyla yaşadığı eski mesut günlerin özlemini çekmektedir. Aynı zamanda İşgal Kuvvetleri tarafından da aranan Kemal’in evde kalışının Ahmet Reşat tarafından da öğrenilmesiyle evdeki sıkıntı daha da artmıştır.    






Aynı dönemlerde Kemal’e bakmakla görevli olan Mehpare arasında yakınlaşma başlamaktadır. Bu dönemde Kemal hasta olduğu için Milli mücadeleye eve sıklıkla girip çıkan Doktor Mahir’in getirdiği yazıları tercüme etmekle hizmet etmektedir. Kemal’in gözüne girmeye çalışan Mehpare de zaman zaman Kemal’e yardım etmektedir.






Bu sırada Ahmet Reşat Bey; Maliye Nazırlığına asaleten atanır. Bu evde geçici de olsa sevinç hâkim olur. Ev halkı Ahmet Reşat’ın görevini kutlamaya gelenlerle meşgul olur. Konağa yapılan tebrik ziyaretleri, özellikle de Ziya Paşa’nın eşinin ve kızı Azra’nın ziyaret öne çıkar.






Azra’nın vefat eden ağabeyi ile Kemal yakın arkadaştırlar. Aynı zamanda Azra Hanım ve Kemal vatanı kurtarmak için aynı görüşleri paylaşmaktadırlar. Aynı dönemlerde Mehpare ile Kemal’in arasındaki ilişki tutkulu bir aşka dönüşür.






Konakta bunlar olup giderken; Meclis basılır ve tutuklamalar başlar. Kemal’in konakta bulunması ev halkı ve özellikle de Ahmet Reşat için tehlike arz etmektedir. Kemal’e kadın kıyafetleri giydirilerek Ziya Paşa’nın konağına götürülür. Mehpare için bir taraftan Kemal’i kurtarma düşüncesi varken, bir taraftan da Azra Hanım’ı kıskanır. İlerleyen dönemde Kemal’le Azra’nın sadece arkadaş olmaları Mehpare ile Azra’nın iyi birer dost olmalarını sağlar. 






ayse kulin veda esir sehirde bir konak 3






 Ardından Ahmet Reşat Bey yeni kurulan Damat Ferit hükümetinde görev alır. Hal böyleyken; evde de Ankara Hükümetini destekleyen Kemal ile İstanbul Hükümeti’nde görevli olan Ahmet Reşat Bey arasındaki siyasi tartışmalar tüm hızıyla devam etmektedir.






Kemal ile Mehpare arasındaki tutkulu aşk bu sıralarda meyvesini verir ve Mehpare hamile kalır. Saraylıhanım da bu durumu fark eder. Kemal ise artık iyileştiği için Milli Mücadelede daha etkin bir görev almak üzere arkadaşı Doktor Mahir'in yardımıyla Anadolu'ya geçer ama gitmeden önce dayısından izin alarak Mehpare ile evlenir. Evlerine İşgal Kuvvetleri tarafından konulduktan sonra Azra da Kemal’le aynı dönemde Anadolu’ya geçer. Ardından Antep’te görev alır.






Mehpare ile aynı dönemde Behice de üçüncü çocuğuna hamiledir. Behice’nin de Sabahat ismini verdikleri üçüncü bir kızı olur. Mehpare’nin hamileliğinin son dönemine ulaşıldığında Kemal’in telgraf ağı kurmak görevi ile Eskişehir'e gidişinden bir süre sonra konağa şehit olduğu haberi ulaşır. Bunun üzerine Mehpare erken doğum yapar. Bir oğlu olur. Adını Halim koyar. Saraylı Hanım torunun ölümün kabullenmez ve akli dengesini kaybeder. Hala Kemal yaşıyormuş gibi davranır.






Milli mücadele, ülkenin işgalden kurtuluşu ile sonlanır, Padişah Vahdettin’in son selamlığını yapmasıyla bir devir kapanır. Padişah ülkeyi terk eder. Ankara Hükümeti zaferini ilan eder. Savaşta Milli Ordunun yanında yer almayanlar Ankara hükümeti tarafından vatan haini ilan edilir. Ahmet Reşat Efendi de vatan haini ilan edilme tehlikesiyle karşılaşır ve sürgüne gitmek zorunda kalır. İstanbul’dan ayrılırken ailesini Doktor Mahir’e emanet etmek istemektedir. Bunun üzerine Mahir uzun süredir sakladığı duygularını açıklar. Ahmet Reşat’ın büyük kızı Leman’a talip olur. Hemen akşamı nikâhları kıyılır. Ahmet Reşat Bey’in İstanbul’dan “Elveda Şehrim” sözleriyle ayrılır.






Roman Ahmet Reşat Bey’in Behice’ye Bükreş’ten gidişinden iki yıl sonra yazdığı bir mektupla sonlanır. Mektupta Leman’ın kızı Sitare’nin doğumuna çok mutlu olduğu ancak yanında olamadığı için de üzüntüsünü belirtmekte, vatan hasretini dile getirmektedir.










ayse kulin veda esir sehirde bir konak 4






 KİTAPTAN NOTLAR:


Ayşe Kulin'in aile hikâyesini üç nesil öncesinden başlayarak annesinin dedesinden başlayarak aktarmaya başladığı dörtlemesinin ilk romanıdır VEDA “ESİR ŞEHİRDE BİR KONAK”.  Yazarın büyük dedesi Ahmet Reşat Bey’e ve annesi Sitare Hanım’a ithaf ettiği roman, yazarın ailesine yönelik biyografik özellikler taşımaktadır.


Romanın üçüncü tekil kişi ağzından anlatılmaktadır. Roman boyunca bazı bölümlerde Ahmet Reşat Bey öne çıkarken; sırasıyla hemen hemen tüm karakterler öne çıkmaktadır.






Azra’nın evine kaçış sırasında Kemal, bir süre bir tünelde soğuk zeminde yatmak, saklanmak zorunda kalır. Bu esnada Sarıkamış’ta yaşanan kötü günlerin acı hatıralarına sürüklenir. Romanda  “Beyaz Ölüm” adı verilen bölüm Kemal’in Sarıkamış ile ilgili kötü anılarını son derece canlı bir biçimde anlatmaktadır. Bir ara benim de içim titremedi desem yalan olur. 110- 119 sayfaları arasında devam eden bu bölümden en beğendiğim kısımları paylaşmak istiyorum sizlerle.. Gözyaşları içinde okuduğumu bilmem söylememe gerek var mı?






Beyaz Ölüm






“Uyumak, ölmeye yatmak demekti Sarıkamış’ta. Askerlerin böyle yüzükoyun karın üzerine yan yana uzandıklarında, uyumamak için sürekli birbirlerini dürtükledikleri, lafa tuttukları günleri, geceleri hatırladı Kemal. Kar altında uykuya dalmak, dünyanın en güzel, en tatlı, en keyifli ölümüydü. Acısız, sızısızdı. Sessiz sedasızdı. Kendini uykuya çabuk bırakana, beyaz bir kedi gibi yumuşacık gelir, incitmeden alırdı canı. Uykuya direnenin karşısına ise gelinliğini giymiş, duvağını takmış, dünya güzeli bir kız suretinde belirirdi beyaz ölüm. El ederdi göz kırpardı duvağını aralar muhteşem kara gözlerini, eteğini kaldırır; diri bacaklarını; yakasını indirir, dolgun memelerini gösterirdi. Karşı koyamaz, şehvetle koşarlardı gencecik canlar bu beyaz gelinin kollarına.


Uyumamayı becerebilmek kafa tutmaktı, direnmekti beyaz ölüme.


Çok az insan başarabilmişti karşı koymayı.” (110-111)






“Ne kadar anlatsam yüreğimdeki yarayı göremezsin, isyanımı anlayamazsın. Arkadaşlarımın donarak öldüğü, aç kurtlara ve Ermeni çetelere yem olduğu o seferden beri, beni acıtan bambaşka bir şeydir Mehpare. Vatan için donaydık, vatan için öleydik gam yemeyecektim. Bizler, o karlı dağlara tırmandık, bilir misin? Ruslarla savaşan Almanların hatırı için. Rus kuvvetlerini peşimize düşürelim de Alman askerleri rahatlasın diye bir Şark cephesi açması için baskı yapıldı Osmanlı’ya. Enver delisi sürdü bizleri beyaz cehenneme, doksan bin genç adamı, gözünü kırpmadan sürdü dağlara. Arap çöllerinden gelenler üzerlerinde incecik kumaştan üniformalarla, bizler ayağımızda kösele postallarla karın üzerinde günlerce yürüdük. Rüzgârda buzdan kalıplara dönmüş kaputlarımızın içinde, kollarımızı kıpırdatamıyorduk. Buz tabutlara konmuş gibiydik. Eldivenlerimizin içinde, parmaklarımız önce üşüdü, sonra yandı acıdan, daha sonra hissizleşip dondu. Dövüşmeden, bir kurşun atmadan teker teker dondurdu bizi. Öldürdü bizi Enver” (111-112).






ayse kulin veda esir sehirde bir konak 5






 Roman aynı isimle ekranda yerini almış, reyting canavarına kurban gitmeden öncede sanırım 7-8 bölüm kadar da yayınlanmıştı. Benim yazara tek eleştirim bu yönde olacak. Ayşe Kulin kurgu da ailesinin romandakinden farklı gösterilmesine neden izin vermiştir. Örneğin; dedesinin dizide yabancı bir kadınla birlikte olduğunun gösterilmesine neden izin vermiştir. Bu şekliyle romanda gözümüzde canlanan Ahmet Reşat görüntüsü ile tezatlık oluşturulmuştur.






Ayrıca yapımcı kastı seçerken sanki piyasada hiç oyuncu yokmuş gibi romandaki fiziksel özelliklere zıt karakterler seçmede ısrarcı olmuştur. Örneğin; sarışın olduğu sıklıkla belirtilen Behice ve kızlarını özellikle daha esmer seçmesi gereksiz olmuş. Romanı okuduktan sonra doğrusu dizinin ekrandan kalkmasına üzülmedim.






Roman yeterince sürükleyici ve konusu etkileyici iken; dizilerde konu yaratmak adına ısrarla karakterleri değiştirmek ve kişiliklerini daha izlenir hale sokma çabasını özellikle de klasik olma yolunda ilerleyen bir eserde yapılmasını gereksiz görüyorum. Bence orijinal haliyle roman daha izlenir olurdu. 






YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE...






Ayşe KULİN Görseli BURADAN..


VEDA DİZİ GÖRSELİ

POST İLK OLARAK KİTAPLARIM OLMADAN ASLA'DA YAYINLANMIŞTIR. 


Read a book












read a book 1

Patti Smith'in Facebook sayfasından